Haziran’ın Tortusu: Konserler ve Kitaplar Arasında

Ali Ergur

Hayatın bazı dönemleri diğerlerine oranla daha yoğun geçer. Bireylerin hayatında olduğu kadar toplumların gündeminde de bu hızlanma etkisi gözlemlenebilir. İşlerin, eylemlerin, ilişkilerin, etkinliklerin nicel çokluğu kadar, bunların yinelenme sıklığı ve niteliği de önem arz eder. Bunlardan bazıları, insanın ya da toplumun belleğinde az ya da çok etkili olan izler bırakabilir. Bu izler üst üste binerek toplumsal hayatı dinamikleştiren bir ivme kaynağı olur. Bir toplumu ayakta tutan; hatta onu inşa eden ögeler, kültür adını verdiğimiz simgesel birikim haznesini böyle oluşur. Kuzey yarıkürenin en uzun günlerini barındıran Haziran ayında, fonda sürekli artan şiddet, savaş ve tahakküm, genel tedirginlik hâli sürerken, bu yıl art arda güzel kültür etkinliklerine tanık olduk.

(...)

Haziran kültür uğraklarında bu kez başka bir üniversite kampüsü vardı. İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Konservatuarı bünyesinde kurulmuş olan bir çalışma grubu olan OTMAG (Osmanlı-Türk Müziği Araştırmaları Grubu) tarafından düzenlenen “Musikinin Saklı İncisi Tanburi ve Bestekâr Dürrü Turan” başlıklı konser 5 Haziran akşamüzeri katılma ayrıcalığına sahip olduğumuz ayrı bir keşif vesilesi sundu. OTMAG, üniversitelerdeki sayısız işlevsiz merkezin tersine, resmî bir yapı bile olmadan ne denli üretken olunabileceğini gösteren bir aksi örnek oluşturuyor.

Bu özelliğini kuşkusuz, titiz, yapıcı ve üretken yaklaşımı ve nadir inci insanî vasıflarıyla hem iyi bir hoca hem iyi bir ekip yöneticisi olan Prof. Dr. Nilgün Doğrusöz Dişiaçık’ın müstesna kişiliğine borçlu. Nilgün Doğrusöz Dişiaçık, yıllardır OTMAG kapsamında, bir yandan Türk Müziği’nin köşe taşı isimlerinin terekelerini tasnif edip yayınlar hazırlıyor, diğer yandan bu verimli çalışma ortamında genç araştırmacıların yetişmesine ivme veriyor.

OTMAG çevresinden yetişen nice müzikolog, bugün değerli araştırmacılar olarak kendilerini eserleriyle kanıtlamış durumdalar. Nilgün Doğrusöz Dişiaçık, bir anlamda kurumsal akademi içindeki sahici akademiyi kurmuş; zira akademi, kurumsal kademeler, unvanlar, iktidar ilişkileri, vb. demek değildir. Sahici akademik ortam, yapıcı ve verimli tartışma, fikir alış-verişi, üretim ve emeğe verilen değerle ortaya çıkan yayınlardan oluşur. Üniversitelerden bu özelliklerin hızla silindiği bir dönemde, Nilgün Doğrusöz Dişiaçık’ın bu çabası, nadir aykırı örneklerden birini oluşturuyor. Performansın müşterisine değil üretimin insanına inanmaya devam etmekte inat ederek köyün delisi olma onuruna erişen Nilgün Doğrusöz Dişiaçık, kendini seçen gençlere benzersiz bir örnek sunuyor. OTMAG’ın bu başarısında, Konservatuar Müdürlüğü makamına atandıktan itibaren, kurumda belirgin olumlu değişiklikler yapan değerli sanatçı ve bilim insanı Prof. Dr. Gözde Çolakoğlu Sarı’nın emeği göz ardı edilmemeli. Daha önce Ali Rifat Çağatay ve Rauf Yekta Bey üzerine araştırmalara odaklanıp bu sanatçı ve düşünce insanları üzerine yayınlar yapan OTMAG ekibi, bu kez ismi daha az bilinen, ancak meraklısının, değerini tereddütsüz teslim ettiği bestekâr, tanburî Dürrü Turan (1885-1961) hakkındaki müzikolojik çalışmalarının ürünü olan bir konser hazırlamıştı. Konser, akademik karakterine uygun olarak, Nilgün Doğrusöz Dişiaçık’ın Dürrü Turan hakkındaki ayrıntılı ve bilgilendirici konuşmasıyla başladı; uzun bir müzikolojik çalışmanın ürünü olan bilgiler, dinleyeceğimiz eserlerin derûnuna vâkıf olabilmemiz için gerekli altyapıyı oluşturdu. Ardından, Dürrü Turan’ın farklı makamlarda farklı biçimlerdeki eserleri icra edildi. Ses sanatçıları Gülşah Sönmez, Kemal Akdoğan, Ersin Çelik ve Sezen Özmen’e, kanunda Ayşegül Kostak Toksoy, kemençede Hatice Doğan Sevinç, tanburda Gökhan Filizman eşlik etti. Sırasıyla, Buselik, Sabâ, Gülizar, Hicaz, Uşşak şarkılar, Gülizar Saz Semaisi, Rahatülervah Saz Semaisi, Hicaz ve Hüseynî şarkılar icra edildi. Bestekârın terekesini İTÜ Kütüphanesi’ne bağışlayarak söz konusu çalışmanın ve katıldığımız konserin gerçekleşmesinde büyük emeği geçen torunu, Devlet Opera Korosu emekli koristlerinden Şelale Turan hem duygusal hem dedesinin değerinin altını çizen bir konuşma yaptı. Konserin ardından, OTMAG’ın yeni yayını olan Musikinin Saklı İncisi Tanburi ve Bestekâr Dürrü Turan adlı kitap, dinleyicilere şık bez torbasıyla hediye edildi. Arzu eden dinleyiciler kitabı, editör Nilgün Doğrusöz Dişiaçık ve Şelale Turan’a imzalattılar. Azimut ve İTÜ Yayınevi işbirliği sonucu basılan kitap, bestekârın anısına ve eserine yakışan, kendi de gerek biçim gerek içerik bakımından bir eser olarak, Türk Müziği araştırmalarında kalıcı bir referans olacaktır. Kitapta Nilgün Doğrusöz Dişiaçık, Gözde Çolakoğlu Sarı, Celal Volkan Kaya, Şebnem Akal İlkhan’ın, birbirini tamamlayan; betimsel, teknik bilgi aktarımlarının ötesine geçen analizlerinden oluşan makaleleri yer alıyor. Ayrıca bolca görsel malzemeyle desteklenen kitap, Dürrü Turan’ın eserlerinin notalarına da yer veriyor. Değer bilmez bir toplumdaki nadir inci avcılarının ayakta alkışlanması gereken eseri…

(...)

Toplum hayatını ayakta tutan güç kültür zenginliği, çeşitliliği üretme azmi ve kapasitesinde bulunabilir. Siyasî tarih odaklı tarih anlatıları, devletlerin çöküşünü kötü yönetim, ekonomik geri kalışlar, askerî güç yitimi, liyakatsizlik gibi etkenlere bağlayarak açıklar. Bunların hepsinde kuşkusuz doğruluk payı vardır. Ancak devletler, onları oluşturan toplumların (zira devlet toplum hayatının düzenleyici kurumsal örgütlenmesinden başka bir şey değildir) kültür zenginliği üretme becerisini yitirmesi nedeniyle yıkılır. İçindeki canlı doku ölünce, devlet kabuk olarak kalır; en küçük darbede kırılır, yıkılır, yok olur gider. Tarihi tersten okumak, sonuçları neden olarak göstermek, doğrusal neden-sonuç ilişkileri aramak, olguları tek nedenin mutlak belirleyiciliğine bağlamak Türkiye’deki millî hasletlerimizden biridir. Kültür hayatı çölleştiği zaman toplumsal ilişkiler, değerler, normlar, anlamlar, birikimler, simgeler birer boş gösterene dönüşür. Artık her şey günümüzdeki gibi bir biçim oyunu ve tüketim çılgınlığı hâlini alır. İnsanlık büyük bir var oluş sınavından geçiyor. Savaşlar, emperyalizmin türlü sinsi oyunları, kan ve gözyaşı, doğanın sömürülmesi ve tüketilmesi, bunları sapkın bir hazla yöneten deli padişahlar çağımızın çılgın ve belirsiz sahnesinin baş aktörleri gibi görünüyor. Unutmayalım: Devlet deli padişahlar tahta çıktığı için batmaz; battığı için deli padişahlar hüküm sürer!

Bütün bu karamsarlık sarmalı içinde bireysel ve toplumsal var oluş endişelerimizi yüreklerimizde taşırken, Haziran güzergâhında karşımıza çıkan küçük kültür olayları, aynen Toroslar’da yanan çoban ateşleri gibi umudumuzu ayakta tutacak ince ama köklü tarihsel dayanaklar görevini üstleniyor.

Kültür: Üretim ve direniş.

sanattanyansimalar.com, 01.07.2026